Hakkari ve Yüksekova bugün, tarihlerine kara bir izle yazılacak iki acı haberle sarsıldılar. Duyduğumuz her sözcük, içimizdeki boşluğu daha da derinleştiriyor. Hüzün, her köşe başında, her sokakta yankı buluyor. Bir anda, bu iki şehri saran kasvet, yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Hakkari'nin gündüzüne gölge düşüren ilk haber, birkaç gün önce çöp kamyonunun karıştığı feci bir kazada hayatını kaybeden Orhan Akbulut’tan geldi. Genç yaşında, zamansız bir şekilde aramızdan ayrılan Akbulut'un vefatı, sadece ailesinin değil, tüm Hakkari halkının yüreğini derinden sarstı. Hakkari, bir kaybın acısını paylaşıyor; bir şehir, bir insanın yokluğuyla derinden sarsılıyor.
Akbulut, bu topraklarda iz bırakan, gülüşüyle herkesin kalbinde bir yer edinmişti. Şimdi ise geriye sadece unutulmayacak anılar ve yüzlerdeki hüzünlü bakışlar kaldı.
Onun kaybı, yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu, gözlerimizi her gün çevremize daha dikkatli açmamız gerektiğini hatırlatıyor.
Ancak yüreğimizin derinlerine işleyen bir başka acı, Yüksekova'dan geldi. Burada, henüz 12 yaşında bir kızımızın, vahşi bir köpek saldırısına uğrayarak hayatını kaybettiği haberi, şehrin ruhunu adeta karanlığa boğdu.
Bir çocuğun yaşamı, tüm bir İlçenin umutlarını taşıyan bir nehir gibidir; ancak bu sefer nehir, acı bir şekilde kurudu.
12 yaşındaki o kızımız, büyümeyi, hayatın güzelliklerini, sevgiyle sarılmayı hayal ederken, tüm bu hayaller bir anda yok oldu. Onun kaybı, sadece bir aileyi değil, tüm Yüksekova'yı derinden sarstı. O küçük bedenin yaşam dolu gülüşü, bir daha duyulamayacak.
Arka planda, köpeklerin vahşeti ve güvenliğin ne denli önemli olduğu düşünceleri yankı buluyor.
Hakkari ve Yüksekova'nın bugün hissettiği acı, aslında tüm insanlığın ortak gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlıyor: Hayat ne kadar değerli olsa da, bir anlık kırılganlıkla elimizden kayıp gidebiliyor.
Bir canın yitirilmesi, bir aileyi, bir toplumu yıkabilir. Ama bizler, sevdiklerimizi kaybetmeden önce değerini anlamalıyız. Çünkü zaman, her geçen saniye, bizlere bir şeyler öğretirken, bir gün gelip hızla yok olabilir.
Bu iki acı, bu iki kayıp, belki de bize en önemli dersi veriyor: Her anı, her anı birbirimize sahip çıkarak, sevgiyle, anlayışla kucaklayarak yaşamalıyız.
Bugün, bu şehirlerin sessizliğinde kaybolan yaşamlar, adeta hepimizin yüreğinde yankı buluyor. Geriye sadece gözyaşları, hayatta kalanların kalplerinde taşıdığı acı ve yitirilen umutlar kaldı.
Kim bilir, belki de hayatın en büyük anlamı, yaşarken birbirimize verdiğimiz değeri görmektir.