Bu memlekette doğmuş, bu sokaklarda büyümüş, yaklaşık 16 yıldır bu şehirde mimarlık ve teknik hizmet üretmiş biri olarak artık bazı gerçekleri açık açık konuşmanın zamanı geldiğine inanıyorum. Çünkü Hakkari bugün sadece coğrafyanın zorluğuyla mücadele eden bir şehir değildir. Hakkari bugün; yanlış yönetimin, günü kurtarmaya çalışan siyasetin ve halktan kopmuş kararların yükünü taşıyan bir memlekete dönüşmüştür.
13 Nisan'da Van-Hakkari yolunda yaşanan çökme aslında yalnızca bir yol çökmesi değildir. Bu olay, yıllardır ertelenen sorunların, ihmallerin ve yanlış önceliklerin çökmesidir. O yol sadece asfalt değildi. Hastanın hastaneye ulaşmasıydı, öğrencinin okuluydu, esnafın ekmeğiydi, Hakkari’nin dış dünyaya açılan ana damarıydı. Yol çöktüğü gün sadece ulaşım durmadı, şehir adeta dış dünyadan koparıldı. İnsanlar günlerce mağdur oldu, ticaret aksadı, öğrenciler eğitimden geri kaldı.
Ama bütün bu süreçte halk çözüm beklerken ortaya yine siyasi tartışmalar çıktı. Yıllardır alternatif yol meselesi konuşuluyor. Bu şehirde yaşayan herkes biliyor ki Hakkari artık tek bir yola mahkum bırakılmamalıdır. Özellikle Berçelan hattı gibi alternatif güzergahlar artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü olası bir depremde veya büyük bir heyelanda mevcut yol tamamen kapanırsa memleket günlerce ulaşılamaz hale gelebilir. Böyle bir risk ortadayken alternatif yolların hala tamamlanmaması ciddi bir ihmaldir.
Fakat insanın canını asıl sıkan başka bir gerçek daha var. Yol güzergahları bile teknik ihtiyaçlara göre değil, siyasi hesaplara göre tartışılıyor. Hangi yol halkın işine yarar diye değil, hangi güzergah kimlerin işine gelir diye bakılıyor. Bu yüzden yıllardır aynı sorunları konuşuyoruz. Çünkü memleket meselesi olması gereken işler, siyasi güç gösterisine dönüşmüş durumda.
Siyasi rant uğruna, birilerinin cebi dolsun diye ertelenen her proje, Hakkari’nin boynuna vurulmuş birer idam ipidir. Daha da acısı, bu teknik tıkanıklığı çözecek iradeyi göstermesi gerekenlerin takındığı o üstenci tavırdır. Kentin dağ gibi birikmiş sorunlarını çözmek yerine, halkın seçtiği iradesini asılsız suçlamalarla hedef tahtasına koyup suni bir kutuplaşmadan beslenmek, bu kadim şehre yakışmıyor.
"Kaymakamı bile dinlemeyiz" diye hukuk tanımazlık yapanlar, bin yıllık geleneklerimizin sembolü olan aksakallarımızı azarlama cüretini kendinde bulanlar, bu siyasi kibrin bataklığında boğulmaktadır. İktidar Parti İl Başkanlığı’nı bir noter, bir torpil merkezi haline getirenler, Hakkari’yi hukuk şehri olmaktan çıkarıp sadece "biat edenlerin" ekmek yiyebildiği bir patronaj pazarına çevirdiler. Kendi koltuk sevdaları için memleketi bile isteye felakete sürükleyen bu anlayış, Hakkari halkının onuruna yapılmış en büyük saldırıdır.
İŞKUR üzerinden ortaya çıkan tartışmalar, kamu kurumlarının siyasetle iç içe görüntüsü ve toplumdaki torpil algısı insanlarda büyük bir kırgınlık oluşturmuştur. Çünkü vatandaş artık kurumların tarafsızlığına değil, kimin hangi siyasi yapıya yakın olduğuna bakıldığına inanıyor.
Kayyum meselesi ise Hakkari halkının içinde kapanmayan bir yara haline gelmiştir. İnsanlar sandığa gidiyor, oy veriyor ama sonra kendi seçtiği insanların yerine atamalar yapılıyor. Bu durum halkta ciddi bir aidiyet sorunu oluşturuyor. İnsanlar kendi iradesinin yok sayıldığını düşünüyor. Belediyecilik hizmetleri bile halkla yönetim arasındaki bağı güçlendirmek yerine daha da uzaklaştırıyor.
Ekonomi tarafında tablo daha ağırdır. Hakkari’nin en büyük gücü yıllardır sınır ticaretiydi. İran ve Irak’a açılan kapılar bu şehir için sadece ticaret değil, geçim kaynağıydı. Ama bugün sürekli yeni kısıtlamalar, belirsiz uygulamalar ve bürokratik engeller konuşuluyor. Esnaf önünü göremiyor. Nakliyeci neyle karşılaşacağını bilmiyor. Küçük işletmeler ayakta kalmaya çalışıyor. Bu şehir üretmek istiyor ama önüne sürekli engeller çıkarılıyor. Sonra dönüp “Hakkari neden gelişmiyor” diye soruluyor.
Belediyecilik tarafında ise çok daha ciddi bir sorun vardır. Hakkari’nin her sokağında mesleki bir izi olan bir mimar olarak söylüorum: Bugün memleketimizde belediyecilik, halka hizmet etmekten çok vatandaşın önüne bürokratik engeller çıkarma noktasına gelmiştir. Hakkari gibi sarp ve engebeli bir şehirde, mevcut mevzuatın belediyeye tanıdığı yetkileri çözüm üretmek için kullanmamak, bu şehrin gerçeğine göz kapamaktır.
Hakkari düz bir arazi değil; eğimi, kaya yapısı ve yerleşimi kendine hastır. Mevzuatın yerelde belediyeye tanıdığı "özel plan notları hazırlama" yetkisi, tam da bu zorlu topografyayı yaşanabilir kılmak için vardır. Ancak biz bugün ne görüyoruz? Yeni ve güvenli yapıların önünü bu teknik düzenlemelerle açmak yerine, ruhsat süreçleri hiçbir mantıklı gerekçe sunulmadan zorlaştırılıyor.
Bu tıkanıklığın temel sebebi, teknik birimlerin başına getirilen, çalıştığı birimin eğitimiyle uzaktan yakından alakası olmayan, işi bilmeyen atamalardır. İmarın ve mühendisliğin temelinden bihaber bu kadrolardan verim alınamadığı gibi, mevzuatı çözüm üretmek yerine sorumluluk almamak için birer "hayır" mekanizması olarak kullanıyorlar.
Daha da vahimi, bu teknik tıkanıklığı ve memleketin sorunlarını konuşacak bir muhatap bulamamaktır. Haftalarca, hatta aylarca beklenen ama bir türlü verilemeyen randevular yüzünden yönetimle iletişim tamamen kopmuştur. Deprem yönetmeliğine uygun, teknik açıdan inisiyatif alması gerekenlerin ulaşılamaz makamlara çekilmesi ve bilgi yetersizliği yüzünden dosyaları raflarda bekletmesi, vatandaşımızı güvenli konut yapmaktan soğutuyor.
İnsanlar bu ulaşılamazlık ve belirsizlik içinde kaybolunca kaçak yapılaşma artıyor, şehir düzensizleşiyor ve deprem riski daha da büyüyor. Mesele sadece bina dikmek değil, o binaların içinde insanımızı güvenle yaşatabilmektir.
Hakkari’nin artık "geçici çözümlerle" oyalanacak vakti kalmamıştır. Yol sorunu dolguyla, su sorunu günübirlik yamalarla geçiştirilirken; liyakatsiz kadrolar ve kapalı kapılar ardındaki yönetim anlayışı halkın güvenli konut talebini cevapsız bırakmaktadır. Evlerin musluklarında çamur aktığı bir dönemde, atanan yönetimin mevzuatın elverdiği yetkileri kullanmak yerine ulaşılamaz olması kabul edilemez.
Gerçek bir çözüm isteniyorsa belediye yönetimi derhal kapılarını teknik insanlara açmalı, mevzuatın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Hakkari’nin engebeli arazi yapısına uygun imar plan notlarını yürürlüğe koymalıdır.
Hakkari kimsenin siyasi vitrin alanı değildir. Bu şehir yıllardır yokluk içinde onuruyla ayakta kalmaya çalışan insanların memleketidir. Artık birbirimizi suçlamayı bırakıp, gerçekten halkı merkeze alan bir anlayışı kurmalıyız.
Şeffaf belediyecilik, liyakatli yönetim, deprem gerçeğine uygun planlama ve alternatif yollar olmadan Hakkari’nin geleceği kurulamaz. Bu sözler bir siyasi hesap için değil, bu şehirde emek vermiş bir teknik insanın, bir mimarın memleket kaygısıdır. İlgili herkes bu sese kulak vermek zorundadır.
Aksi takdirde bugün kilitlenen o ruhsatlar ve çöken yollar, yarın yaşanacak bir afetin en büyük suç duyurusu olacaktır.
Mimar Hikmet KANAT