Van ve Hakkâri’de yıllardır konuşulan ancak çoğu zaman kapalı kapılar ardında kalan toplumsal sorunlardan biri de, bazı kadınların istemedikleri evlilikleri sürdürmeye zorlanmaları olarak gösteriliyor. Özellikle geleneksel aile yapısının ve aşiret bağlarının etkili olduğu bazı çevrelerde, evliliklerinde ciddi sorunlar yaşayan kadınların boşanma kararı almaları halinde çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldıkları yönündeki iddialar dikkat çekiyor.
Kadın hakları savunucuları ve sosyal hizmet uzmanları, bir evliliğin yalnızca resmiyette devam ediyor olmasının o ailede huzur olduğu anlamına gelmediğini belirtiyor. Eşlerin aile içindeki sorumluluklarını yerine getirmediği, kadınların ve çocukların ekonomik, sosyal veya psikolojik açıdan yalnız bırakıldığı bazı durumlarda, kadınların yaşadıkları mağduriyetlere rağmen "Aileyi utandırırsın", "Biz aşiretiz, boşanamazsın" veya "El âleme ne deriz" gibi söylemlerle kararlarından vazgeçirilmeye çalışıldığı ifade ediliyor.
Tartışmaların merkezindeki bir diğer konu ise çocuklar üzerinden kurulan baskılar. Boşanmak isteyen bazı kadınların aileleri tarafından "Çocuklarını bırak gel" şeklindeki telkinlerle karşı karşıya kaldıkları yönündeki şikâyetler de gündeme geliyor. Uzmanlar, bir annenin çocukları ile kendi geleceği arasında tercih yapmaya zorlanmasının hem anne hem de çocuklar açısından derin psikolojik yaralar açabileceğini vurguluyor.
Uzmanlara göre baskı altında sürdürülen evliliklerin bedelini yalnızca kadınlar değil, çocuklar da ödüyor. Sürekli huzursuzluk, çatışma ve mutsuzluk ortamında büyüyen çocukların ilerleyen yıllarda sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşma riskinin arttığı belirtiliyor.
Bölgede zaman zaman yaşanan kadın intiharları ve intihar girişimleri de bu tartışmaları yeniden gündeme taşıyor. Her olayın farklı nedenleri bulunsa da uzmanlar, toplumsal baskı, yalnızlık hissi, çaresizlik ve çıkış yolu bulamama duygularının bazı vakalarda ağır sonuçlara yol açabildiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kadınların yaşadıkları sorunları özgürce dile getirebildiği, destek alabildiği ve kendi hayatlarına ilişkin kararları baskı altında kalmadan verebildiği bir sosyal ortamın güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Toplumun birçok kesiminden yükselen ortak görüş ise aile kurumunun baskıyla değil; sevgi, saygı, güven ve karşılıklı sorumluluk anlayışıyla ayakta kalabileceği yönünde. Kadınların mutsuz evliliklerde kalmaya zorlanmasının da, çocukları üzerinden baskı kurulmasının da çözüm olmadığı belirtilirken, her bireyin güvenli, huzurlu ve onurlu bir yaşam sürme hakkına sahip olduğu vurgulanıyor.
Kadınların hayatlarını ilgilendiren kararlarda geleneksel baskılar yerine insan onurunun, çocukların geleceğinin ve toplumsal huzurun ön planda tutulması gerektiğini belirten uzmanlar, bu konuda farkındalığın artırılmasının hem aile yapısına hem de toplumsal barışa katkı sağlayacağını ifade ediyor.