Halep’in Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Beni Zêd mahallelerinde Aralık ayı sonundan bu yana yaşanan ağır insan hakları ihlalleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşındı. İlgili bakanlıklara yöneltilen soru önergeleri ile Meclis Başkanlığı’na sunulan araştırma önergesinde, bölgede yaşananların bir “çatışma” olmanın ötesine geçtiği, sivilleri hedef alan sistematik saldırılara dönüştüğü vurgulandı.
Önergelerde; kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere sivillerin hedef alındığı, camilerin bombalandığı, yüzlerce kişinin katledildiği, kaçırıldığı ve zorla yerinden edildiği belirtilerek, yaşananların açık bir savaş suçları zinciri olduğu ifade edildi. HTŞ ve Türkiye destekli paramiliter yapıların ağır silahlar ve hava destekli saldırılarla yürüttüğü operasyonların, Kürtler ve Süryaniler başta olmak üzere bölge halklarını hedef alan planlı bir imha ve sürgün politikasına dönüştüğü kaydedildi.
Açıklamada, uluslararası insancıl hukukun en temel ilkelerinin açıkça ihlal edildiğine dikkat çekilirken, Türkiye’nin askeri ve istihbari düzeyde bu süreçle ilişkilendirilen rolünün ve sivillere yönelik saldırılar sürerken yapılan “destek” açıklamalarının, hukuki ve siyasi sorumluluğu ağırlaştırdığına işaret edildi.
Bu yaklaşımın Türkiye’yi barışın değil, çatışmanın tarafı gibi konumlandırdığı ifade edildi.
Arap ve Kürt halklarını karşı karşıya getirmeyi hedefleyen bu tehlikeli stratejinin yalnızca Suriye’yi değil, Türkiye’nin iç barışını ve demokratik geleceğini de tehdit ettiği vurgulanan önergelerde; Türkiye’nin sivilleri koruyan, çatışmayı derinleştirmeyen, diyalog ve müzakereyi esas alan, barışı destekleyecek somut adımları derhal atması gerektiği çağrısı yapıldı.